Karga Logo
Kullanıcı Adı :  
Şifre :  

 
 

 

Penceresiz Oda*

Odam. Dört duvar, taban ve tavan. Etti altı duvar. Betonarme. Tam ortasında bir sandalye. Oturmuşum. Ellerim. Dizimde.
Düşünüyorum —düşünmüyorum.

Birinci duvar:

“Yazın” diliyle düşünen, diğer insanların duygulanım dünyasına ulaşmayı karakter edinen bir edebiyatçının çalışma masasından kalktığını ve beyaz sayfalardan uzaklaştığını düşünün. Dışarıdaki -ya da yukarıdaki- yüzeysel dünyaya karıştığında iletişim zorluğu çekmez mi? Yazın diliyle konuşan, betimleyen, sıradan tümce yapılarını ve geçiştirme kalıplarını benimse(ye)meyen bir düzyazıcının ya da bizzat kelimelerle hesaplaşan, dile ayak oyunları oynayan ve imgelem dünyasının görüngüleriyle yaşayan bir şairin yabancılaşması, sıradan olaylarda bile zorlanması kaçınılmaz bir durum gibi görünüyor.

İkinci:

Şu an adını hatırlayamadığım ünlü biri şöyle söylemiş: “Sanat ve hayat birbiriyle kavga eden iki sevgili gibidir.” Gerçek dünyanın ve bilindik görüngülerin yavanlığının karşısına, başka bir dünya, kurgusal bir açılım ve farklı bir gerçeklik çıkararak yaşamak, üstelik bu eylemi bir direniş olarak sürekli tekrarlamak bir insan için acıya doymak anlamına gelmez mi?

Üçüncü:

Yazar, kahramanlarını yaratırken veya sahneleri oluştururken kendini kahramanın yerine koyuyor ve yaratacağı kahramanın tasarı aşamasındaki karakter yapısını kendi varlığı üzerinde sınıyor. Konu ne olursa olsun (“trajedi” ya da “umut” hiç fark etmez) yazar, sürekli kimlik, duygu ve davranış değiştiriyor; yeni kimliklerin yükünü sırtına alıyor ve her sahneyle, her olayla birlikte yaratacağı karakter oluyor. Yani “herkes” olmaya çalışırken kendi kimliğini kaybediyor ve “hiç kimse” oluyor.
Sonuç?
Gerçek dünyadaki en acı yokluk ya da düş dünyasındaki en güçlü varlık: YAZAR.

Dördüncü:

Doğadaki değişimler, canlanmalar, baharın hareketliliği ve güneş ışığı bir öykünün ya da romanın içine katılabilecek, rahatlıkla betimlenebilecek en kullanışlı öğelerdir. Eşsiz bir uyumla dirilmeye başlayan doğanın; ağaçların, güneşin, toprağın ve yağmurun işbirliği bir şairin dizeleri için vazgeçilmezdir. Ancak, insanların ve doğanın dirilişini gözlerken ya da yazarken yaşadığımız bu odaklanma bizleri körleştirmez mi? Evet, baharın gelmesiyle evlerimizden çıkıp denizin, ağaçların, çiçeklerin yanına gidiyoruz. Onlar bizi çağırıyorlar. Ama, her gün hissettiğimiz “yalnızlık” şekil değiştirerek devam etmiyor mu? “Kalabalık yalnızlık” daha acı bir mertebe değil midir? Baharla birlikte daha geniş bir hücreye taşınmadık mı?

Beşinci duvar:

Gerçeklik(ler) yazarın varlığını kabul etmiyor. Bunun sebebi nedir?
Bütün gün düşündüm: Yazılan bir şey ancak yakılarak yok edilir —Bu yüzden mi?

“Tanrı sonsuzdur.” diye düşünüyorum.
Tavana bakıyorum.

Altıncı duvar:

“Hayır,” diyorum, “Tanrı tersine sonsuzdur, tabanlarımın altından başlar.”
Tabana bakıyorum.

______________________


*
“Şairin durumu da trajiktir. Kendi dili içinde kuşatılmış olan şair, dostları için; on, bilemedin yirmi kişi için yazar. Okunmuş olma arzusu, doğaçtan romancının arzusu kadar kaçınılmazdır. Hiç değilse romancıdan daha iyi durumdadır; özverilerle, nerdeyse patavatsız çabalarla yayınlanan küçük göçmen dergilerinde şiirlerini yayınlayabilir. Kimisi dergi yönetmenine dönüşür; dergiyi yaşatmak için açlıkla yüz yüze kalır, kadınların yüzüne bakmaz, penceresiz bir odaya gömülür, insanı korkutan ve allak bullak eden yoksunlukları ilke edinir.” Emil Michel Cioran, Varolma Eğilimi, Çev: Kenan Sarıalioğlu, 2002, Gendaş Kültür Yayınları, S.56

“Tersine sonsuz, tabanlarımızın altından başlayan tanrı…”
Emil Michel Cioran, Çürümenin Kitabı, Çev: Haldun Bayrı, 2000, Metis Yayınları, S.54

Yazar: Zafer Yalçınpınar (zafer_yalcinpinar)

Tarih: 14.04.2006  Hit:  1783

Makale Listesi'ne Dön

 
 En Çok Okunanlar

» Psikoloğum da terkedince...
10.05.20044950 hit

» Gelecek
31.08.20044679 hit

» bir armudun hüzünlü ölümü
09.04.20054221 hit

» Karga
15.04.20044103 hit

» Uyku Hali
23.04.20043918 hit

» DEŞİFRE
15.04.20043818 hit

» Ayrıca
15.04.20043693 hit



Makale Ekleme İçin Tıklayın