| |
“ Avangard ” İsveç çakısı ile…
“ Avangard ” İsviçre çakısı ile… Gregory A. Perez MSNBC Söyleşileri…
Mike Patton’un kendisinden bekleneni yani daha önce yapabileceğinin hiç düşünülmediğini üreterek herkesi şaşırttığı, Brooklyn’ li Rap-Rock grubu X-Ecutioners ile ortaklaşa gerçekleştirdiği projesi yayınlandı. Fantomas ile beraber çalıştığı yeni albümün çıkışından ve turnesinden önce Patton ile bu süreç ve turntable ile olan “aşk ilişkisi” hakkında konuştuk.
IS: Dan the Automator ile çalışmaya başladıktan ve onun turntable’ ı ile ve death metal’ in dehşet ve neşeyle beraber çalıştıktan sonra… tüm bunlar senin kompozisyon alanını nasıl etkiledi?
MP: X-Ecutioners elemanları hakkında genel olarak konuşmak gerekirse, yaklaşık altı yedi sendir turntable ile çalışmak istiyor ama ne halt yiyeceğimi bilmiyordum. Bu süreçte bir sürü insanla beraber çalıştım, bu benim materyale alışma sürecimdi. Yani kısacası bir aletten etkilendim ve bu aletin ustası olan bir sürü adam var. Dışarı çıkmalı, olası olanları keşfetmeli, insanların neye öncelik tanıdığını ve benim bu materyali tercih edip etmeyeceğimi anlamalıydım..
IS: Turntable tekniğini öğrendin mi?
MP: Ben mi… tabi ki hayır. Ben daha iyisini yapıyorum. ( Gülüşmeler) Sadece onların ne yaptığını izledim ve boynumu büktüm. Değişik insanlarla çalıştıktan sonra X-Ecutioners elemanları ile bireysel ürettim ve onların tavırlarını beğendim. Harika tekniği olan bir çok sıkı insan var, kendi dilleri olan ve iyi işler çıkaran ama çoğu kendi tarzları dışında başka işlere burunlarını sokmak, güvensiz alana girmek istemiyorlar. Benim için de tamamı turntable tekniğine dayalı bir albüm yapmak manasızdı. Ayrıca yapamazdım da.
IS: Yani sen, fikrini tam olarak paylaşmayan biriyle yola çıkmak istemedin?
MP: İşte bu elemanlarda aradığım bu duruş vardı. Bunu gözlerinde görebiliyordum. Daha önce yaptıklar çalışmaların ve tarzlarının içine sıkışıp kalmamışlardı, tüm sınırları açıktı. Onlara tek dediğim “alın, size bir sandık dolusu kayıt ” oldu. “Bunu sizin paletiniz yapmak ve tamamen kullanımıza sunmak niyetindeyim ama bunu olabildiğince farklı seslerle yapmanızı istiyorum.” Aynı sesi defalarca ve defalarca kullanan ve en sonunda çöpe gidecek bir kayıt çıkartan birçok turntable sanatçısı ile çalıştım. Alete sıkışan ve onun olanakları dışında hiçbirşey görmeyen… Benim temel içgüdümse bir nesnenin olanaksızlığına ya da kullanılması düşünülmeyen taraflarına yoğunlaşmaktır. Yani bu sanatçılara “duymak istediğim bu değil” dedikten sonra uzaklaşıyordum. Ben çizilmesi ve karıştırılması düşünülmeyen sesleri karıştırabilecek bir anlayışın peşindeydim. X-Ecutioners da bunu buldum.
IS:Kayıt sanki senin etkilendiğin ve “sandık”ına attığın tüm etki kaynaklarına bir aşk mektubu gibi..Onların neyle oynayacağına karar verirken çok seçici davranmış gibisin.
MP: Tabi bazı önermelerim oldu. Ama onlar da kendi kaynaklarını olabildiğince fazla kullandılar. Onlar için parçalar yazmak yerine demin bahsettiğim gibi geniş bir palet oluşturmayı seçtim. Sonra da “Ne isterseniz onu yapın, bana kısa kesilmiş parçalardan oluşan bir şeyletr verin, yapıları sağlam groove parçaları ya da ambient çalışmaları verin. Bana yeni ses efektleri gösterin, ben bunları sonra tamamlayacağım. “ dedim. Bana blok halinde seslerle geri geldiler, benim başta anllatıığım taleplerime göre yapıştırılmış parçalar, sonraki süreçte ben bu blokları rendeledim, karıştırdım, enstrüman ve vokal ekledim. Tamamen buna ait boş bir zaman alanı yaratarak onların materyaleinin negatifini düşündüm beyaz siyaha, siyah beyaza “General Patton vs. The X-ecutioners” projesi tam anlamıyla benim biliçaltı çalışmam oldu. Mr Bungle’ın “doğrama” tekniğinin tam tersi olarak bir “birleştirme” tekniğine zorladı turntable mantığı beni. Hafa patlatan derin beatler 40lı yılların balo cazı ve kungfu filmlerinden alınmış sampler ile çarpışıyordu. Tüm bu çarpışmanın oluşturduğu karanlık evrende Patton’un garip vokali vardı ve sadece mırıldanıyordu…
IS: Tüm bunları oluşturmanın süreci neydi? BirazHerkes birbirinden uzakta mı çalıştı?
MP: Tam olarak yapmak istediğim buydu. Tartışıp kavga edebileceğimiz, dipdibe bir alan yaratmak bize en iyi sonuçları vermeyecekti. Tüm bu elemanları bir odaya toplamak ve onları bir grup gibi yönlendirmek bir işe yaramayacaktı. Bunun çok zaman alacağını ve hiçbirimizin istediği kadar saçmalayamayacağı bir durum yaratacağını hissettim. Herkes kendi alanında çalıştı…
IS: Buzz (Osborne of The Melvins and Fantomas) ile çalışmaktan farkı neydi?
MP: Tam anlamıyla farklıydı. Onlar benim alıp bir odaya soktuğum bir “band” idiler, kayıtlar gönderdiğim, birşeyler öğrettiğim, mektuplar yazdığım ve yeterince öğrendiklerini düşündüğümde stüdyoya soktuğum bir grup… Esasında onlarla bu sürece tekrar gireceğiz.
IS: Onlarla ne yapıyorsunuz?
MP: Gelecek sene yayınlanacak olan yeni Fantoma albümü için turnede kayıt yapıyoruz. “Suspended Animation” hızlandırılmış death metal ile çocukluğumuzun favori çizgi filmlerinden alınma samplerin karışımından doğan bir akış. Bir kere dinledikten sonra TV’nin başına oturduğun zaman kendini Snoopy için üzgün hissetmene yol açacak bir iş:) Sadece Fantoma, Snoopy’yi televizyon ekranından koparıp dinleyiciyi dizleri üzerine çökertecek bir çalışma haline getirebilir sanırsam.
IS: Fantomas’ın en son çalışması olan “Delirium Corda”yı dinlerken gene Zorn’u düşündümçünkü onun “Leng Tch'e” ve “Grand Guignol”da izlediği yolun aynısını kullanıyorsunuz neredeyse…
MP: "Elegy," gibi, evet.
IS: Doğru, X-projesinde de onunla senin paylaştığın ve micro parçaları birleştirme amacı güden bu kombinasyonu kullanmışsınız gibi. Delirium’da ortaya çıkan korkutucu alanlara benzer bir yapıya ulaşmışsınıza benziyor. Bu seçimleri yapmaya seni iten ne ?
MP: Fantomas’da grubun yapabileceklerinin sınırlarını zorladım. Kayıtlar esnasında neleri yapıp neleri yapamayacağımı sınadığım bir süreç yaşıyoruz ve her istediğiniz çalabilen müzisyenler sahip olmak ciddi anlamda insanı geliştiren bir süreç yaratıyor. Geçenlerde eskiden yaptığımız bir kayıda ulaştım ve masabaşında üzerinde tartışılabilecek bir iş yaptığımın farkına vardım. Baştan beri bu kadar sıkı bir deneyin içinde olmak, bu adamlarla sürekli tartışarak geldiğimiz bir nokta, her şeyi çalabilen bir grupla başka türlü üretemzdim ama… Belki birkaç sene sonra bu grupla çok sakin ambient bir albüm yapabiliriz, sıkı bir “dönüş” olabilir bu. Kendimizi orada da sınamak isteyebiliriz. Bizim yaptiğimiz albümlerin birbirlerine benzememek gibi bir özellikleri var. Bu benim müziği ve üretimi görme biçimim. Bu biçimi ortaya çıkartabilecek kadar iyi elemanlara sahip olmak benim için büyük bir şans…
IS: X-Ecutioners kayıdında sen ve tarzın çok daha ön planda, peki Fantomas’daki gibi değişik kökenlerden gelen ama hepsi kendi tarzında iyi müzisyenlerle çalışırken onlarla kendi kompozisyonlar üzerinden iletişime geçmek için nasıl bir yöntem geliştirdin.
MP: Bazen iletişim ve işbirliği çok zor çünkü karşındakini dinlemek zorunda kalıyorsun. ( Gülüşmeler.) Bestelemek gelişmiş bir kurgu yeteneği gerektiriyor. Stüdyoya girmeden çok önce hatta provalardan da önce kafanda bazı imajların canlanması gerekiyor. Esasında stüdyoya girildiğinde işin çoğu bitmiş oluyor. Benim tualim stüdyodur. Ben eğitim almış bir müzisyen değilim, besteyi kâğıt üzerinde yapamam çünkü nota bilmiyorum, bestelerimi unutmamak için onları beynimdeki bazı fotoğraflarla ilişkilendiririm. Ama temel olarak benim kayıda bakış açım işlerimi dokümante etmek. Yani stüdyoda bu yüzden vakit geçiririm. Kafamdaki resimlere son rotüşleri orada veririm.
Mesela X-Ecutioners Projesi böyle bir proje… Bir materyale yaklaşım olarak beş altı patika olur kafamda, ve stüdyoda beraber çalıştığım müzisyenlerin farkında olmadan ortaya koydukları karakterleri bunlardan birini seçmeye beni iter…
Yazar:
Karga
Tarih:
29.03.2006
Hit:
1695
Makale Listesi'ne Dön
|
|
|
|